jm_d2sQR.jpg

Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine de değinen Öztrak, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun taahhüdünü hatırlatarak, “Dört ay sonra iktidara geldiğimizde, Sinan Ateş’in katillerini adalet önüne çıkarmak için çalışmaya başlayacağız. Kurtlar sofrası kazanamayacak, Sinan Ateş unutulmayacak” dedi.



24 Ocak 2023 Salı
Güncel

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündeminde dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Dün MYK gündemimiz yine oldukça yoğundu. Devlet yönetimi liyakatsiz kadrolar elinde, çoklu organ yetmezliğiyle malul… İnsanlarımız ağır bir ekonomik buhranla boğuşuyor. Ülkemizin orta direği, işçisi, esnafı, memuru, emeklisi, tüm çalışanlar sıkıntıda. Ülkemizin dış politikası ise ağır ekonomik tablonun vesayeti altına girmiş durumda. Devletin döviz kasası Körfez şeyhlerinin, Rusya’nın himmetine muhtaç hale gelmiş. Altı parti, devlet yönetimindeki krizi bitirmek, milletimizi önce feraha çıkarmak, sonra da refaha kavuşturmak için bir araya geldi. İstişare ve uzlaşıyla, milletin sorunlarını çözecek, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi ülkemize getirecek, hakkı, hukuku, adaleti ülkemizde tesis edecek, kamu yönetiminde liyakati sağlayacak, ülkemizin küresel arenada yarışma gücünü artıracak, Türkiye’yi, zengin pazarlara yakın konumuyla, dünyada önemli bir üretim üssü haline getirecek, somut hedef, politika ve projeleri içeren ortak politikaları belirledi. 26 Ocak tarihinde liderler yapılan çalışmaları gözden geçirecek ve çalışmalara son şeklini verecekler. 30 Ocak tarihinde de, bu ucube yönetimin sebep olduğu, devlet yönetimindeki ve ekonomideki krizlerden ülkemizi hep beraber nasıl çıkaracaklarını tüm detaylarıyla, milletimizle paylaşacaklar. Bu çerçevede, 26 Ocak Liderler Zirvesi, 30 Ocak Lansmanı ile ilgili hazırlıkları da, Merkez Yönetim Kurulumuzda ele aldık.

TÜM CUMHURİYET HÜKÜMETLERİNİN KULLANDIĞI KAYNAĞIN 4 KATINI KULLANDI

“Kaçan namazın kazası olur. Ama kaçan fırsatların kazası olmaz.” Hele hele siyasette, kaçan fırsatların kazası hiç olmaz. Saray milletten yetki istedi, zaman istedi, kaynak istedi. Hiçbir hükümete verilmeyen yetki, zaman ve kaynaklar, bu kadrolara verildi. 2003’ten 2022’ye kadar, milletimiz; aşından, işinden, alın teri kazancından, Erdoğan Şahsım Hükümetlerine, 2 trilyon 538 milyar dolar vergi ödedi. Bunun üstüne Erdoğan; içeriden, dışarıdan 125 milyar dolar da borçlandı. Yetmedi birde milletin atadan deden kalan malını mülkünü de, 65 milyar dolara sattı. 20 yılda, 2 trilyon 725 milyar 482 milyon doları Erdoğan hükümetleri harcadı. Bu önceki tüm Cumhuriyet Hükümetlerinin kullandığı kaynağın tam dört katı. Önceki hükümetlerin kullandığı kaynağın dört katını çatır çatır yediler, bitirdiler.

3Y İLE MÜCADELE DEDİ, HEPSİNİ ARŞA ÇIKARDI

Peki, bu kadar parayı kullanan Erdoğan, milletimize verdiği sözleri tutabildi mi? “Yolsuzluklarla, Yoksullukla, Yasaklarla” mücadele sözü vererek iktidara geldiler. Yolsuzlukta ülkeyi arşa çıkardı. Ülkemizi, dünyanın en büyük rüşvet ve kara para aklama makinasına çevirdi. Yanlış ekonomi politikalarıyla, orta direği çökertti yoksulluğu hortlattı. Sebebi olduğu yolsuzluğun, yoksulluğun üstünü, yasaklarla örtmeye kalktı. Ülkemizin ufkunu, korkunç bir otokrasiyle kararttı. Menzili 2023 yılı olan, milletimize bir takım taahhütler verdi. Bu taahhütlerin menzili 2023 yılıydı. 2023’te, “Milli gelirimiz güya 2 trilyon dolar” olacaktı. Şimdi, bugün baktığımızda “Milli gelir ancak 867 milyar dolar olur” diyor. 2023’te, “Kişi başına gelirimiz 25 bin dolar” olacaktı. Şimdi, “10 bin 71 doları bulursan öp de başına koy” diyor. 2023’te ihracatımız 500 milyar dolar olacaktı. Şimdi “İhracat 265 milyar dolar anca olur” diyor. 2023’te “İşsizlik oranı yüzde 5” olacaktı. Şimdi, bunun tam iki katına, “Yüzde 10,4 işsizlik oranına bir razı olun” diyor.

HER ŞEYİ ALDILAR, ETİN KARNE HEDİYESİ OLDUĞU BİR ÜLKE YARATTILAR

Milletten parayı istediler, aldılar. Yetkiyi istediler, aldılar. 2010 ve 2017’de Anayasayı değiştirdiler. Ülkede ne bağımsız yargı, ne denge, ne de denetim bıraktılar. Taahhütleri; Türkiye’nin 2023’te, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmesiydi. Gerçekleştirdikleri; ilk 20’den düşme sınırına gelen, annelerinin çocuklarına ancak karne hediyesi olarak, et yedirebildiği bir Türkiye oldu. Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşına sokmayan CHP’yi, savaş günlerinde “Karneyle et, ekmek dağıttı” diyerek, yıllarca suçlayanlar; Türkiye’yi, çocukların eti ancak karne hediyesi diye yiyebildiği, bir ülke haline getirdiler. Saray ve şürekâsının görmemek için gözlerini kapadıkları, duymamak için kulaklarını tıkadıkları, milletimizin hali bu…

AK PARTİ MYK’SINDA ZİYAFET VAR!

Ama sıra kendilerine gelince, 620 kilometre öteden, Balıkesir’den kendilerine aşçılar getirtip, MYK toplantılarında ziyafet çekmeyi biliyorlar. Millet, daha önce Saray’daki menü ortaya dökülünce, kornişona sarılı dana rozbifi, pataşur içinde Çerkez tavuğunu, ejder meyveli smoothieyi ilk kez duymuştu. Ama öyle anlaşılıyor ki, AK Parti Merkez Yürütme Kurulu menüsü, Saray menüsünden hiç de geri kalmıyor. Etli düğün çorbasının ardından, AK Parti yöneticileri 0,3 dizem erken hasat zeytinyağının tadımını yapmışlar. Mideler ısınıp yumuşayınca, Edremit sepet peyniri, Mihalıç peyniri ve koyun peyniriyle, ziyafete girişmişler. Ziyafet masasında da kuş sütü eksik… Çıkrıkçı ovası kerevizi, portakallı kereviz, Bostancı ovası lahanası, çam fıstıklı kuş üzümlü lahana sarması, Edremit ovası yer elmasından oluşan mezelerin tadına bir bakmışlar. Ana yemek olarak, Balıkesir kıvırcık kuzusundan kol tandır. Yanında, kozak çam fıstıklı bademli iç pilav… Ardından, Edremit’ten gelen koyun yoğurdu eşliğinde. Kuzu etli dövme keşkek. Üstüne meyveler, tatlılar, bir de baklavanın zeytinyağlısı. Erdoğan’ın manda yoğurtlu, kestane ballı mide rahatlatan formüllere neden ihtiyaç duyduğunu, bu menüyü görünce çok daha iyi anladık.

AÇ DOYAR, AÇGÖZLÜ DOYMAZ

Bugün emekçinin, emeklinin, esnafın kahvaltı sofrasına, beyaz peynir koymak bile lüks olduysa, üç kalem pirzola, okul çocuklarına karne hediyesi olduysa, bunun sebebi ülkeyi yönetenlerin, dinmek bilmeyen bu iştahıdır. Yöneticilerin ve mahdumlarının zenginleştiği bir ülkede, milletin evlatlarının üç kalem pirzolaya, karne hediyesi diyerek sevinmesi de, kaçınılmazdır. Çünkü aç doyar, açgözlü doymaz. Açgözlülerin olduğu yerde yolsuzluk, yolsuzluğun olduğu yerde yoksulluk azar. Bu dünyanın her yerinde böyledir. İş insanlarından istediği komisyonu alamayınca, evladına, “Bırak 10 milyon doları alma”, “Kucağımıza düşecekler” diyen; “Evdeki paraları sıfırla” talimatı veren Başbakanları, milletimiz kulağıyla duydu. İş dünyasını haraca bağlayan, siyasetin finansmanı için rüşvet havuzları kuran, böylesine çürümüş bir zihniyeti de gördü.

İŞ İNSANLARINA ÜSTÜ KAPALI TEHDİT

Bugün artık sözlerinin hiç bir ağırlığı kalmayanlar, siyasi sermayesini tüketenler, yaptıkları gün gibi açığa çıkanlar, dürüst iş insanlarımızı, beşli çetelerinin yanında saf tutmaya çağırıyor. Bu ülkenin Sanayi ve Ticaret Odalarına, üstü kapalı tehditler savurup, ayar vermeye kalkıyor. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, bu ülkenin iliğini kemiğini sömürenlere “Beşli çete” dediği için, en güçlü tepki Sanayi ve Ticaret Odalarından gelmeliymiş. Sükûtun yerini, güçlü bir tepki almalıymış. “Bir ülkede namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o ülkeye kurtuluş yoktur.” Bize rahmetli İnönü’den miras kalan siyasi düstur, işte budur. Tüyü bitmedik yetim hakkını yiyenleri, beytülmale sinsice el uzatanları, çocuklarımızın rızkını haince çalanları, tek yüzükle siyasete girip, servetine servet katanları, Harun olma vadiyle iş başına gelip Karun olanları yargı önüne çıkarmak, tüyü bitmedik yetimin hesabının sorulmasını sağlamak, elbette boynumuzun borcudur.

NAMUSUYLA ÇALIŞANIN BAŞIMIZIN ÜSTÜNDE YERİ VAR

İşte bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bugün hedeftedir. Saray ve yanaşmaları, Sarayın beslemeleri ve çeteleri, gizli ve açık tehditlerine, işte bu nedenle hız vermektedir. Kalın çizgilerle, bir kez daha altını çiziyoruz: Bu ülkede namusuyla çalışan, namusuyla yatırım yapan, iş ve istihdam sağlayan, ülkemize döviz kazandıran her iş insanının, iktidarımızda başımızın üstünde yeri vardır. Tüm iş insanlarımızın dünyayla yarışma gücüne kavuşması için ayrım yapmadan, senden, benden demeden, her türlü desteği vereceğiz. Helale haram karıştırmamış iş insanlarımızla, birlikte çalışacağız. Namusuyla iş yapmaya çalışan iş insanlarımız da, elbette kayırmacılıktan, yolsuzluktan rahatsız… Bunu en iyi biz biliyoruz. Yolsuzluklar onların ayağında da büyük bir pranga. Yolsuzluğun olduğu yerde, ekonomik özgürlükler tehlikededir. Kimse malından, mülkünden emin olamaz. Yolsuzlukların olduğu yerde ihaleler, en uygun, en ekonomik teklifi verene değil, en çok rüşveti verene gider. Yolsuzluğun olduğu yerde, kaynaklar etkin kullanılmaz, heba olur. Yolsuzluğun olduğu yerde, servet bir avuç elde toplanır. Gelir dağılımı daha da bozulur. Yolsuzluğun olduğu yerde, refahı artıran, kalıcı ve sürdürülebilir büyüme hiçbir zaman olmaz. Dürüst iş insanları, bu nedenle yolsuz rejimlerden sakınır, yolsuz rejimlerin olduğu ülkeye yatırım yapmak istemez.

KÖTÜ PARA, KÖTÜ SAHİPLERİNİ DE PEŞİNDEN GETİRDİ

Bugün küresel yarışta boşuna zemin kaybetmiyoruz. Küresel yolsuzluk algısındaki konumumuz, 2013’ten bu yana 43 basamak kötüleşerek, 180 ülke içinde 96. sıraya düştü. Aynı dönemde dünyada, ekonomik özgürlüklerdeki konumumuz, 38 sıra birden kötüleşerek, 177 ülke arasında 107. sıraya geriledik. 2022’nin ilk 11 ayında ülkemize gelen kaynağı bilinmeyen para, 22 milyar 341 milyon dolar. “Kötü para, iyi parayı kovdu.” Kötü sahiplerini de, peşinden ülkeye getirdi. Bugün memleketimiz mafyanın oyun alanına döndü. Her gün sokakta, büyüklü küçüklü uyuşturucu çeteleri, birbirleriyle çatışıyor. Çevre ülkelerin mafyaları artık Türkiye’de hesaplaşıyor. Azeri mafyası Antalya’da, Gürcü mafyası Trabzon’da birbirine sıkıyor. Sırp uyuşturucu çete lideri, diğer mafya üyelerini işkenceyle öldürüyor. Sarıyer’deki villasının bahçesinde cesetler aranıyor. Başka bir Sırp çete liderinin sahte isimle, İçişleri Bakanlığı’ndan ikamet izni aldığı ortaya çıkıyor. Karadağ mafyası Sırp mafyasını İstanbul’da infaz ediyor. Ta okyanus ötesinden, Avusturalya’dan gelen mafya üyeleri, İstanbul’da ikamet ediyor. Avusturalyalı uyuşturucu çete lideri İstanbul’da yakalanıyor. İstanbul, Yahya Kemal’in Orhan Veli’nin şiirlerinde anlattığı o güzel, o masum günlerin İstanbul’u değil artık. Nedim’in bakıp da “Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl ü bahâdır bir sengine yekpâre acem mülkü fedadır” dediği, İstanbul’un sırtlarında, artık yabancı mafya liderlerinin anıt mezarları yükseliyor.

SİNAN ATEŞ UNUTULMAYACAK

Ülkemizde sadece uyuşturucu çetelerinin uluslararası mafyaların silahları patlamıyor. Siyasi cinayetler de, uyuşturucu çetelerine taşere ediliyor. Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş, Başkentin ortasında güpegündüz infaz edildi. Ve Sinan Ateş’in kırkı çıkmadan, dava dosyasında tuhaf işler olmaya başladı. Davaya bakan savcı apar topar izne gönderildi. Yerine başka bir savcı getirildi. Sinan Ateş’in dayısı, “Savcının siyasi rengi bellidir, kabul etmiyoruz. Bizim evladımızın katili meclistedir” diye feryat ediyor. Ama mecliste bununla ilgili bir fezleke falan yok. Sinan Ateş’in akrabaları, Erdoğan’ın Bursa mitinginde, “Sinan Ateş” pankartları açıyor. Fotoroman İçişleri Bakanı polis marifetiyle, bu pankartları toplattırıyor. AK Partili Bülent Arınç çıkıyor: “Bir yorum yapmayı, çok şeyler bilsem de doğru bulmam. Çünkü birilerinin hedefi olmak istemem” diyor. Ama hedef olmaktan da kurtulamıyor. Erdoğan’ın küçük ortağından, AK Parti’nin kurucusuna, önceki Meclis Başkanına, Erdoğan hükümetlerinde Bakanlıklar yapmış, AK Partinin önde gelen bir ismine, hakaret dolu açıklamalar geliyor. Onlar kendi içlerinde neyin kavgasını yaparlarsa yapsınlar. Ortada bir gerçek var. Gencecik bir insan, Ankara’nın göbeğinde infaz edildi. İki küçük kız çocuğu da yetim kaldı. Bu kahpe cinayet, yapanın yanına kâr kalmaz. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Dört ay sonra iktidara geldiğimizde Sinan Ateş’in katillerini adalet önüne çıkarmak için çalışmaya başlayacağız. Kurtlar sofrası kazanamayacak, Sinan Ateş unutulmayacak.” Sözleri milletimize açık bir taahhüttür.

UCUBE REJİM ASGARİ ÜCRETLİNİN MUTFAĞINDAN ÇALDI

Rahmetli Osman Bölükbaşı’nın dediği gibi; “Siyasetçilerin geçmişi, sözlerine kefil olmalı. Sözleri, ileride kendilerinden davacı olmamalıdır.” Daha birkaç yıl önce Erdoğan; “Biz geldiğimizde, asgari ücretle aldığın yumurtadan, aldığın sütten, aldığın peynirden, aldığın ekmekten bugün eğer daha az alıyorsan, bize oy verme” diye meydanlarda bağırıp, duruyordu. Bu ucube rejim elbisesini üzerine geçirdiğinde, yani 2018’in ortasında, asgari ücret 1.603 liraydı. Ve bu asgari ücretle o gün, 771 kilo kuru soğan alınıyordu. Bugün asgari ücreti 8 bin 506 liraya çıkardılar, ama Erdoğan giderken, bu asgari ücretle ancak 666 kilo soğan alınıyor. Ucube Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildiğinde asgari ücretle; 172 kilo tavuk eti alınabiliyordu. Bugün ancak 150 kilo alınabiliyor. 198 kilo kuru fasulye alınıyordu, bugün ancak 189 kilo alınıyor. 341 kilo toz şeker alınıyordu, bugün ancak 303 kilo alınıyor. 193 kilo Ayçiçek yağı alınıyordu, bugün ancak 179 kilo alınıyor. Ucube Saray düzeni, asgari ücretlinin masasından her ay birer kilo beyaz peynir ve kaşar peynirini de çaldı.

EN BÜYÜK SİYASİ SERMAYELERİ SONSUZ ARSIZLIKLARI

Ama en büyük siyasi sermayeleri, sonsuz arsızlıkları bu kadroların… Milleti fakirleştirenler, milletin satın alma gücünü eritenler, ülkemizi tüketici enflasyonunda dünya altıncısı, üretici enflasyonunda dünya şampiyonu yapanlar, milletten özür dileyeceklerine, utanmadan bir de milletten alkış beklemeye başladılar. Erdoğan’ın Nebati Bakanı çıkmış, “Başarı hikâyesi yazdık” diyerek, adeta milletle alay ediyor. “Erdoğan’a şapka çıkarın” diye, patronuna yağ çekiyor. Bunu gören Sarayın vekilleri de yağ yakmada Bakan’dan geri kalmıyor. Tayyip Abisi’nin ayakkabısını yalamaya talip oluyor, yağcılığın zirvesini görüyoruz. Sıradan, vasat şahsiyetlerin, liyakatsizlerin bonkörce ödüllendirildiği, makam ve mevkilere getirildiği böylesine bir dönem, bu güzel ülkede daha önce hiç yaşanmamıştı. Herhalde dünya siyaset tarihinde de, bunun tek istisnası, Caligula’nın kendi atını, Roma’ya konsül yapmasıdır.

TEK KURUŞ ÇIKMAYACAK DEDİLER, MİLYARLAR UÇTU

Nebati Bakan 2021’in sonunda ne diyordu? “En kötü senaryoda bile, Hazineye KKM’den tek kuruş yük gelmeyecek.” Peki, Hazineye tek kuruş yük gelmeyecek dediği KKM’den, 2022’de Hazineye ne kadar yük geldi? Tam 92 milyar 538 milyon 964 bin lira… Merkez Bankası’nda saklananlarla beraber, milletin sırtına bindirilen yük 157 milyar liranın üzerinde… Normal bir ülkede böyle bir tablo karşısında tek kuruş yük gelmeyecek diyen bir Maliye Bakanı, koltuğunda bir dakika dahi oturamaz. Bizimkisi çıkmış şimdi alkış bekliyor. Boşuna söylemiyoruz. Bunların en büyük siyasi sermayeleri, sınırsız arsızlıkları… Nebati Bakan yavuz hırsız misali, ev sahibini bastırmaya uğraşıyor. “Çıkın bütçe rakamlarını konuşun, hani rakamlar gerçeği söylüyordu” diyerek, ahkâm kesiyor.

HALININ ALTINA SÜPÜRÜLENLERİ ORTAYA ÇIKARACAĞIZ

Beyefendi, sayenizde devletin rakamlarının namusuna bile gölge düştü. Milletin yaşadığı enflasyon yüzde 164. TÜİK’in tabelada gösterdiği enflasyon yüzde 64. Millet artık, “Bari günahlarımızı da TÜİK ölçsün” diye dalga geçiyor. Bütçe rakamlarının doğruluğundan da, artık hiç kimse emin değil. Dışişleri Bakanı çıkıyor, “Rusya’dan alınan gazın fiyatı 3 kattan fazla arttı” diyor. Ama BOTAŞ’a bütçeden yapılan aktarımlar, nedense geçtiğimiz Kasım ayından itibaren durmuş. Yine Merkez Bankasından BOTAŞ’a döviz satışları, Temmuz ayında her ne hikmetse birden bire sıfırlanmış. Şimdi Rusya’dan alınan doğalgaz fiyatı üç kat artarken, 2021’den 2022’ye de dolar kuru yüzde 86 sıçrarken, BOTAŞ’ın bütçeden finansman ihtiyacı nasıl oldu da birden bire durdu? Rusya’ya gaz ödemeleri, domatesle yapılmaya başladı da bizim haberimiz mi yok? Ne olduğu açık… Rusya gaz ödemelerini, anlaşılan seçim sonrasına öteledi. Gaz borcunun da 20 milyar doları bulduğu artık her yerde yazılıp çiziliyor. 24 milyar dolar diyenlerde var. Bu ötelenen rakam, 2022 ortalama kuruyla, 331 milyar lira yapar. Şimdi bu 331 milyar ödenseydi, 2022’deki bütçe açığı da o bakanın övündüğü gibi 119 milyar lira olmaz, 450 milyar liraya çıkardı. Şimdi ben buradan soruyorum. Acaba başka neleri halının altına süpürdünüz? Durum ve hasar tespit komitemiz, seçimden sonra bunları birer birer ortaya çıkaracak.

TİLKİNİN CİLVESİ, AYININ ÜFELEMESİ SICAKTIR

Anadolu’da bir laf vardır “Tilkinin cilvesi, ayının ise üfelemesi sıcaktır” derler. Rusya neyin karşılığında, Erdoğan’a üfeleyip duruyor? Döviz rezervleri suyunu çekmişken, seçim öncesi bu 20 milyar dolarlık kıyak neyin karşılığında yapılıyor? Bunu sandık geldikten sonra öğreneceğiz, milletimize de açıklayacağız. IMF’ye verilmeyen 5 milyar doların havasını yıllarca attılar. Tulumbada su bitince, 5 milyar dolar için, sağa sola el avuç açıyorlar. “Türkiye gibi savunmasız ülkeleri desteklemeyi sürdüreceğiz. Fırsat kolluyoruz” diyen, Suudi Finans Bakanının ülkemiz üzerinden caka satması da gerçekten bizim içimizi acıtıyor.

TEK BİR YERDEN DÜĞMEYE BASILMIŞ GİBİ BAŞLAYAN OLAYLAR

Seçim yaklaşırken, yurtdışında da ilginç olaylar, psikolojik harp taktiklerini andıran gelişmeler yaşanmaya başladı. İşte en son İsveç’teki alçakça olay… 2017’den bu yana çeşitli defalar kutsal kitabımızı yakan, faşist bir fanatik, bu sefer Büyükelçiliğimiz önünde, bir kez daha kutsal kitabımızı yaktı. Bu yapılan alçaklıktır; İslam düşmanlığıdır. Bu insanlık suçudur. Bu iğrenç olay, ifade özgürlüğü kılıfına falan sokulamaz. CHP olarak, bu rezaleti bir kez daha lanetliyoruz. Diğer taraftan olayın iğrençliği kadar, yapıldığı yer ve zamanlama da dikkat çekicidir. İsveç’in NATO üyeliği için, Türkiye’nin onayını beklediği bir dönemde, Türk Büyükelçiliği önünde, bu iğrenç olay gerçekleştiriliyor. Bu iğrenç provokasyon neden Suudi Büyükelçiliğinin önünde değil, İran Büyükelçiliğinin önünde değil, Pakistan Büyükelçiliğinin önünde değil de, Türkiye Büyükelçiliği önünde gerçekleştiriliyor? Bunun Türk kamuoyunu, özellikle provoke etmek için yapıldığı son derece açıktır. Bundan en çok nemalanacak adresler de belli. Diğer yandan batı medyasında da, tek bir yerden düğmeye basılmış gibi, birden bire, birbirine benzer makaleler yayımlanmaya başladı. Her seçim öncesi artık mutat hale gelen bu senaryolar, hükümetin değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramıyor.

YETER, SÖZ MİLLETİNDİR

Türkiye 2015’ten bu yana, ne adil, ne de serbest seçim yapabiliyor. İstanbul seçimlerinde yaşananlar ortada. Millet iradesine yargı eliyle darbe yapılmaya kalkışıldı. Ama milletimiz iradesine sahip çıktı. Sarayın kibirlisine döndü: “Yeter! Söz milletindir” dedi. Milletimiz şimdi aynı sözü, bu sefer tüm ülkede, tüm sandıklarda söylemeye hazırlanıyor. Sandık önüne geldiğinde; milletimiz ucube tek adam rejimine, “Artık Yeter!” diyecek. Yolsuzluklara, “Artık Yeter!” diyecek. Yoksulluğa, “Artık Yeter!” diyecek. Yasaklara, “Artık Yeter!” diyecek. Milleti unutanlara, “Artık Yeter!” diyecek. Harun olacağız derken, Karun olanlara, “Artık Yeter!” diyecek. Bir yüzükle siyasete başlayıp, servetine servet katanlara, “Artık Yeter!” diyecek. “Meclisi fesih yetkim yok” diyerek milletten oy toplayıp, şimdi “Yetkim var, 10 Martta yetkimi kullanacağım” diyenlere, “Artık yeter!” diyecek. Milletimiz, 20 yıllık Yalan ve Talana, “Artık Yeter!” diyecek. Artık; söz de, karar da milletimizindir. Milletimiz bunların yaptıklarını gördü, notlarını da verdi. İçeriden dışarıdan ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, bunların eline tasdiknamelerini verip evlerine gönderecek, mührü de bize Millet İttifakına verecek.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Şimdi sorularınız varsa alayım.

Soru- Hem Akşener’den, hem de Gültekin Uysal’dan Cumhurbaşkanı adayı açıklama sürecine ilişkin öne çekilmesi talebi geldi ve Karamollaoğlu da adayla ilgili açıklamasında “30 Ocak’ta olmayacak ama önümüzde yapacağımız toplantıda böyle bir karar alınırsa o farklı o zaman açıklanabilir” dedi. Süreç öne çekilir mi? Aday beklenenden erken açıklanabilir mi?

Bir diğer sorum da; Gültekin Uysal, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu için kazanacak aday vurgusu yaptı. Nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şimdi değerli arkadaşlar, ben CHP’nin Sözcüsüyüm. Sayın Genel Başkanlar görüşlerini ifade etmişler. Altılı masadaki liderlerin açıklamaları hakkında yorum yapmayı siyasi nezakete uygun bulmam. Diğer sorularınızın yanıtı ise 26 Ocak’ta yapılacak liderler zirvesi sonrasında açıklık kazanacak.

Soru- Cumhurbaşkanının üçüncü kez seçilmesine ilişkin anayasal ya da yasal bir engel olduğunu düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız YSK’ya ne zaman başvuru yapacaksınız?

Faik ÖZTRAK- Neyin ne olduğu bu anayasada yazıyor. Bu anayasayı yorumlamak da hukukçuların görevi… Seçime giderken biz milletin gündemini bu tartışmalarla işgal etmek istemiyoruz. Bu itirazları ülkenin hukukçuları tabi ki yapacaklardır. Ama biz seçim sathı mailinde milletin açlığı tartışılsın istiyoruz, yoksulluğu tartışılsın istiyoruz. Milletin nasıl refaha çıkarılacağı tartışılsın istiyoruz. Enflasyonu tek haneli rakamlara nasıl düşüreceğiz bunların tartışılmasını istiyoruz. Ülkemizi nasıl tüm dünyada biraz önce ifade ettim. Üretim üssü olarak tüm dünyanın üretim üssü olarak ortaya çıkmasını sağlayacağız. Bunun tartışılmasını istiyoruz.

Soru- İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun aksine tek bir Cumhurbaşkanı Yardımcısı olmasını istediği, o Cumhurbaşkanı Yardımcısının da parlamenter sisteme geçiş sürecine kadar fiili olarak Başbakanlık yapmasını önerdiği iddiaları var. Böyle bir öneriye CHP’nin bakış açısı nasıl olur?

Faik ÖZTRAK- Kimse boşuna heyecanlanmasın. Altı lider ülkemize demokrasiyi, hak, hukuk, adaleti getirmeye kararlıdır. Cumhuriyetimiz ikinci yüzyılında liderlerimizin önderliğinde dünyanın en mükemmel demokrasisiyle taçlanacaktır.

Teşekkür ediyorum.

 






Yorumlar
Haberle ilgili henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yaz
600

Üye Ol


Cinsiyet :
Bay
Bayan





Üye Girişi